Onu neden sevdiğimi buldum.
Çünkü o bana yalan söylemiyor. Herşey olduğu gibi açık ve net. Bahane bulmuyor, hiç bir sorduğum şeyi geçiştirmiyor. Duymaktan hoşlanayım ya da hoşlanmayayım, duymak istediğimi değil de söylemesi gerekeni söylüyor.
Üstelik durup dururken içinden geçenleri söyleyerek mutlu ediyor beni. İlk başlarda olmasa da şimdi tam da çift olduğumuzu, içinde benim olmadığım bir hayal kuramadığını söylüyor. Ve de sürekli beni sevdiğini.
Şimdi böyle olsa da ileride bu durumun değişebileceğini konuştuğumuzda gereksiz avutmuyor beni. Etrafımda gördüğüm birbirlerini sonsuza dek seveceklerini söyleyip kısa sürede birbirlerinin hayatlarında hiç olmamış gibi davrananlardan değil o. “Geleceğin ne getireceğini bilemem ama şu an mutluyum ve bunun hayatımın sonuna kadar sürmesini istiyorum.” diyor.
Biz onunla sabah buluşup güzelce kahvaltımızı yapıp, sonra evde birlikte Thor’u izleyebiliyoruz pür dikkat. Akşamüstü yağmur yağması için dua ediyoruz hatta. Ve dışarı çıkmış tam içeceklerimizi alıp bi yere oturmuşken başlayan yağmuru birlikte izleyebiliyoruz. Sonra bardaktan boşalırcasına yağan yağmurda tek bir yerimiz bile kuru kalmayacak kadar ıslanıp, taksi bulamayıp eve kadar koşabiliyoruz. Annesinin yaptığı kahve ve verdiği kıyafetlerle kurulanabiliyoruz. Saçımı bile kurutuyor o benim, yüzünde bir gülümsemeyle aynadan bana bakarken. İşte hayatımdaki en güzel günü geçirebiliyorum onunla.
Ben onu seviyorum, hemde çok seviyorum.
Nasıl ki o benim üç sene de onu çok değiştirdiğimi söylüyorsa, aslında ben de onunla birlikte değişiyorum.
En basitinden yağmuru sevmeyen ben, artık onunla seviyorum.
Hiç beklemediğin bir anda gelen telefon, beklerken hayatta gelmez.
Yazmayı bilmiyor, oynamayı nasıl öğrenecekse artık.
Hayatım boyunca unutamayacağım günler var.
“Hayatımsın” dünyadaki en güzel kelime.
Sevgilisini en çok seven insan bile takımı gol attığında sevgilisini gördüğündeki halinden kat be kat daha mutlu oluyor.
Çok güzel bir defter almış bana, böyle tam dolmakalemle yazmalık. Eğer bir kaç yıl sonra da yanımda olursa içinde bizim her günümüzden önemli anlar olan bir defter olarak geri vereceğim ona. O henüz bilemese de..
Ben onu kimseye anlatamam. Çünkü biliyorum ki ona inanmamam için ellerinden geleni yapacaklar, haklı olarak. Ama toz pembe görmüyorum ki ben her şeyi, göz ardı edip her dediğine inanmıyorum ki. Sadece tanıyorum onu. Ne zaman kendi içinden geldiği için ne zaman benim mutlu olmam için konuştuğunu ya da davrandığını anlıyorum. Ne kadar kızdırsam da onu, gözlerimin dolduğunu gördüğünde sakinleşecek biliyorum. Yanımda kalmasını istediğimde gitmeyecek o. Çünkü biliyor ki, eğer o gerçekten gitmek isterse ben kal demeyeceğim zaten. Ama o bana “Sakın beni bırakma olur mu?” dediği için asla o istemeden bırakmayacağım onu. “Geleceği bilemem ama şu ana bakarsak ben seni cidden seviyorum ve ömrümün sonuna kadar yanımda olmanı istiyorum” dediği için bende ömrümün sonuna kadar onu seveceğime inanacağım, onun beni seveceğine inanacağım. İlk başından beri bir türlü uzun süreceğine inanmayıp ona güvenmediğim halde iki yıldır hiç değişmeyen bize, gelecek için birazcık daha fazla güveneceğim.
Çünkü ben onu seviyorum ve en azından iki yıldır onun da beni sevdiğini her an hissedebiliyorum.
Kocaman bir kalbim var ve de tamamı sana ait.
Plakların çalarken çıkardığı cızırtıyı seviyorum ama saatin tik-takları için aynı şeyi söyleyemem.
Bi insanı spor yaparken ki haliyle sevebilirseniz, her haliyle seversiniz.
Bugüne bugün reşit bir bireyim.